Merhaba, ben Zehra Beşli. Fujiwalk kurucu ve editörlerindenim.
Fujiwalk kitap önerileri serimize devam ediyoruz. Bu sefer kitap önerisini ben yapacağım. Sizlere sadece fotoğraf kitaplarından değil psikoloji, modern sanat ve hatta heykel üzerine önerilerde bulunacağım.

Biliyoruz ki her fotoğrafçı sanatın farklı disiplinlerinden beslenmeli ve sadece fotoğrafa odaklanmamalı. Bu odaklanma fotoğrafçının bir süre sonra köşeye sıkışmasına, tıkanmasına ve hatta fotoğraftan soğumasına kadar giden bir olumsuzluğa dönüşebilir. Bu yüzden her fotoğrafçı ilgi alanına göre farklı sanat disiplinlerine yönelmelidir diye düşünüyorum. Aşağıda benim okuduğum ve etkilendiğim, sizlerin de okumasını önerdiğim yedi adet kitap var. Yeni bir öneriye kadar keyifli okumalar 🙂

Fotoğraf Neden Kusursuz Olmak Zorunda Değildir
Açıklamalı Modern Fotoğraf

Jackie Higgins

Fotoğrafçılık, uzun süre önce, fotoğrafçının önünde duran süje’nin yalnızca eksiksiz bir temsilini sunan bir malzeme olmaktan çıkmıştır. Ancak ister bulanık fotoğraflarda isterse yeniden fotoğraflama çalışmalarında olsun, belirgin bir teknikten yoksunluk, sanatsal çok yönlülüğü de engelleyen bir unsur haline gelmektedir. Fotoğraf Neden Kusursuz Olmak Zorunda Değildir’de, Jackie Higgins, modern fotoğrafçılığın 100 önemli eserinin arkasındaki sanatsal ustalığı açıklıyor. Bu kitapta, fotoğrafların hayal ve gerçeklik arasındaki çizgiyi nasıl belirsizleştirdiğini ve zamanın akıcılığını nasıl belgelediklerini keşfedeceksiniz. Hepsinin ötesinde, fotoğraf sanatında neden ‘gör ve çek’ eyleminden daha fazlası olduğunu göreceksiniz.

Jackie Higgins

Yazılar Alberto Giacometti

İnce uzun yontular…
Görüntünün ardında yatan büyülü gerçeklik…
Tutkulu bir arayış…
Altüst oluşlar, heyecanlar, kopuşlar…
Süreksizlik, boşluğun etkin varlığı…
Ve yazı; yarım bırakılan, düşünceyle çatışan, üstü çizilen yazı…

Giacometti’nin söyleşileri, defterleri ve kayıt parçalarına alınmış notlarını bir araya getiren Yazılar, sanatçının yaratım ve düşünme anındaki kaotik mahremine giriş niteliğinde…

Alberto Giacometti

Zen ve Okçuluk / D.T. Suzuki’nin Önsözüyle

Eugen Herrigel

Gerek Almanya’da gerek Amerika’da yayınlandığı zamanbüyük ilgi uyandırmış ve Almanya’da satış rekorları kırmış olan bu kitap Suzuki’nin önsözü ile birlikte bugün artık Zen klasikleri arasına girmiştir.

Japonya’ya 1924 yılında felsefe profesörü olarak giden ve Zen’le tanışmak isteyen yazar, o zamanlar Batılılara kapalı olan Zen’i öğrenebilmek için okçuluk (Kyudo) yolunu seçmiş. Bu kitapta, çok sarp ancak belki de o oranda kestirme ve dolaysız görünen okçuluk yolunda nasıl yürüdüğünü, yolda ne gibi güçlüklerle karşılaştığını, ustalığa ve Zen’e nasıl ulaştığını çok rahat ve sürükleyici bir dille, sıkmadan, bilmecemsi ve en anlaşılmaz Zen düşüncelerini bile açıklığa kavuşturarak, gerçeğe yol arayan kimselere ışık tutarak anlatmaktadır.

Kitapta, bir Zen sanatı olan Japon okçuluğuyla yurdumuzdaki eski okçuluk geleneği arasındaki benzerliklere değinen bir inceleme yazısı da yer almaktadır.

Eugen Herrigel

Sanatla Direniş

John Berger

“Günbegün bütün dünyada, medya ağı gerçeklerin yerine yalanları koyuyor. En başta siyasi ya da ideolojik yalanlar yok (onlar sonra geliyor), insan hayatının ve doğal hayatın aslında neden oluştuğuna dair görsel, somut yalanlar var. Bütün yalanlar tek bir devasa sahtekârlıkta toplanıyor: hayatın kendisinin bir meta olduğu ve onu satın almaya gücü yetenlerin, tanımı gereği onu hak edenler olduğu varsayımı! Çoğumuz bunun yanlış olduğunu biliyoruz ama bize gösterilenlerin pek azı direncimizi güçlendiriyor.”

Berger’a göre sanat tam da bunu yapıyor, yani direncimizi güçlendiriyor. Sanat ve sanatçılar üzerine yazdığı samimi ve özgün denemelerden oluşan bu kitapta, sadece Michelangelo, Rembrandt, Degas, Van Gogh, Kahlo ve Brancusi gibi sanatçıların eserlerini değil, Fransa’daki on binlerce yıllık mağara resimlerini ve Mısır’daki Feyyum mumya portrelerini de ele alıyor Berger. Kitap ayrıca yazarın Subcomandante Marcos’la yazışmalarını ve kendi sunduğu bir radyo programının metnini de içeriyor. Bir bütün olarak bu derleme, sanatın insanın iç ve dış dünyası için, birey ve toplum için ne kadar vazgeçilmez ve sağaltıcı olduğunu hatırlatıyor bize.

“Bugün, varolanı resmetmeye çalışmak umudu teşvik eden bir direniş eylemidir,” diyor Berger bir denemesinde. Bir diğerinde ise şöyle ekliyor: “Direniş eylemi, sadece bize sunulan dünya-resminin saçmalığını kabullenmeyi reddetmek değil, bu resmin geçersizliğini duyurmaktır. Cehennem içeriden geçersiz ilan edildiğinde, cehennemliği son bulur.”

John Berger

Yaratma Cesareti

Rollo May

YARATMA CESARETİ, Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen ismi Rollo May’in en temel yapıtlarından biri. May, psikoloji, psikoterapi, felsefe ve sanatla yakın ilişkisinden ötürü, yaratıcılık konusunu ilginç bir perspektiften inceliyor. Tüm varoluşçular gibi o da kaygı olgusuna büyük önem vererek, değişimin kaygının içine gömülerek varılacak bir yaratıcılık düzeyinde gerçekleşeceğini vurguluyor. Geçiş dönemi psikolojisinin tüm olumsuzluğunu, yaratıcılığın zorunluluğu adına kutlayan May, “yeni olan”ın her yerde fışkırdığı bir dünyada, insanın bilindışı kaynaklara güvenmesi gerektiğini savunuyor. Bunun için de yeni bir cesaret biçiminin bireyde yaratılmasına önemli katkılarda bulunuyor. Bu kitabın, kişiye kendi kaynaklarından yararlanmakta ve günümüzdeki ahlaksal çözülmenin çöküntüsü altında kalmadan yeni bir yaşam kurmakta düşünsel destek sağlayacağına inanıyoruz.

Rollo May

Hiçliğin Özgürlüğü / Ajansal Sanat

Ceren Selmanpakoğlu

Bu çalışmanın başlangıç noktası, atıflarla inşa edilmiş “toplumsal gerçekliği” nasıl yeniden üretmeden, yeni bir gerçeklik tasarısı yapılabileceğinin arayışıdır. Buna göre, öznenin, Sartre’ın deyimiyle, oldurulmuş özne olarak “gerçekliği” aslında özgürlüğünden, sorumluluklarından kaçmak için devam ettiriyor oluşu tüm olgulara ajan gibi nüfuz ettirildiğinde “gerçekliğin” atıfları bir bir kendini dağıtmaya başlar ve böylece öznenin hem özgürlüğü hem de sorumlulukları geri ona teslim edilmiş olur. Aynı şekilde sanatın, “özerk” bir kurum olduğu yanılsamasına ve “gerçekliği” yeniden üretmesine, dahası Baudrillard’ın dediği gibi “gerçekliğin” ikizini yaratarak bir komplo içinde olmasına da aynı biçimde yaklaşıldığında, sanatın sorumluluğu da ona devredilmiş olur. Böylece, sanata alternatif bir sanat tavrı biçimini alan ajansal sanat, öznenin, oldurulmuşluğundan kurtulup hiçliğin özgürlüğünü keşfettiğinde bilinçli olarak kendini kurmayı seçebileceğini ve böylece her şey olabilmenin coşkusunu yaşayabileceğini gösterir.

Bu çalışmanın okur tarafından birkaç farklı nedenle ilgi görebileceğini düşünüyorum. İlk olarak, insanın içinde yaşadığı, yürüttüğü ama sürekli şikâyet ettiği toplumsal gerçekliğin hem nasıl bir işlem içinde olduğunu anlamasına hem de aslında bu yapının sorumlusunun kendisi olduğunu ona fark ettirerek sorumluluk ve yetkisini kendi eline almasına aracılık etme potansiyelidir. Bunun yanında, özellikle sanatla ilgilenen okurların sanata yükledikleri atıflarının aslında yine sorumluluğu sanata transfer etmek olduğunu anlamalarını sağlama potansiyelidir. Sanat kurumu içinde olanların da hiyerarşik atıflar üzerinden inşa edilen ve “gerçekliği” yeniden üreten konumlarında aslında hükümsüz olduklarını ve bu yanılsamalı konumlandırmayı takip etmeyi seçmiş olduklarını gösterme potansiyelidir. Tüm bunlar bu çalışmanın potansiyelleridir ama buradaki analiz, tespit ve önermeleri değerlendirip uygulamaya sokacak, yani yanılsamasından ve oldurulmuşluğundan vazgeçip sorumluluklarını ve özgürlüğünü sahiplenmeyi seçecek ya da seçmeyecek olan okurun kendisidir.

Tüm bunların yanında, bu çalışmayı tamamladığım sırada başlayan “Gezi Parkı” olaylarının düşünsel ve toplumsal arayışları bağlamında, bu çalışmanın, hem bir güç hem de güçsüzlük olarak iktidar arzusu içinde olmamanın, dahası tahakküm edilmek kadar tahakküm etmenin de reddedilmesinin, koşullu özgürlükten değil, özgürlükten kaynaklandığını ve siyaset kurumuna transfer edilen sorumluluğun dağıtılması halinde elde edilecek gücün toplumsal yapıyı dönüştürecek kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu göstermesi bakımından yararlı olacağı düşüncesindeyim.

Ceren Selmanpakoğlu

Beş Yaşındaki Çocuk Bunu Neden Yapamaz
Açıklamalı Modern Sanat

Susie Hodge

Eleştirel ve kamusal muhalefete maruz kalmış 100 sanat eserinin görselini içeren bu kitapta, Susie Hodge, modern sanata dönük en yaygın küçümseyici tavırlara karşı ikna edici ve tutkulu bir biçimde tartışmakta ve çağdaş sanatın bir çocuk oyunu olmadığını net bir şekilde göstermektedir.

Susie Hodge

Hazırlayan: Zehra Beşli

Zehra Beşli Instagram hesabı : @kuvarss

Beni İnstagram'da takip etmeyi unutmayın. @huseyinaldirmaz